Bakıcı Bulmanızı Kolaylaştırıyoruz

11 Nisan 2014 Cuma

Yaşlı Hasta Bakımı




Yaşlılıkla birlikte gelen çeşitli hastalıklar ve fiziksel fonksiyonelliğin azalması yaşlı yakınlarınız için bir desteğe ihtiyaç duymanıza neden olur. Özellikle iş ve okul yaşamı devam eden üyelerin olduğu ailelerde, herhangi bir aile büyüğünün bakıma muhtaç olması türlü zorlukları beraberinde getirir. Genellikle toplumsal bakış açısına sahip bir kültürün çocukları olarak, anne babamızı bir bakım evine götürmeyi onu terk edeceğimiz düşüncesiyle tercih etmiyoruz ya da anne babamıza sadece kendi kendimize bakmamız gerektiğine, onu bir bakıcıya emanet etmenin hayırsız evlat olmakla eşdeğer olduğuna inanıyoruz. Oysa ki bazen sahip olduğumuz görüşler anlamını, sevdiklerimiz için en doğru olanın ne olduğunu hissetmekle, yitirebileceğini bilmeliyiz. Tüm önyargılardan arınarak sevdiklerimiz için doğru adımlar atmanın bir evlat olmanın asıl gereği olduğunu unutmamalıyız.

Yurtlara ilişkin yaygın görüşün yanı sıra, yaşlı bakım yurdunda üç yıldır yaşamakta olan Emine hanım (67yaş), "Ben artık evde olmayı hiç istemiyorum. Burda evimde olmadığım kadar çok arkadaşım var ve hayatımda baleye ilk kez bu yurt sayesinde gittim" diyor. Sosyal imkanların ve iletişimin daha fazla yaşandığı bu yurtlarda aslında yaşlılar için pek çok olanak bulunuyor. Yurtlarda yaşlı bakımı konusunda yeterliliğe sahip sağlık meslek yüksek okulu mezunları, hemşireler, psikologlar ve hasta bakıcılar görev yapıyor. Bu sayede yaşlıların belki de aile üyeleri tarafından yerine getiremeyecekleri ilaç takibi, sağlık kontrolü, fiziksel destek ve günlük sosyal aktivitelerin düzenli yapılması gibi pek çok olanak hayata geçiriliyor. Ancak yurtların bu gibi imkanlara sahip olmalarının yanı sıra ülkemizdeki sayıları da yeterli ölçüde değil. Ülkemizde 297 adet huzurevi bulunuyor ve bunların sadece 117 tanesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ na bağlı olarak hizmet veriyor. Devlete ait huzurevleri 11 bin 717 kişi kapasiteye sahip ve şu an 10 bin 692 kişiye konaklama hizmeti sunuyor. Devlet kanalıyla yürütülen bu bakım hizmetinin yanı sıra özel bakım yurtları bulunsa da, güncel veriler yurt sayısının ülkemizdeki yaşlı nüfusla örtüşmediğini ortaya koyuyor.

Özel sektöre bağlı bulunan 130 bin 642 kişi kapasiteli yurtlarda şu anda 4495 kişiye bakılıyor. Özel sektörde yaşlı bakımı için kapasite daha fazla olsa da, özellikle 5-10 yıl içinde ülkemizdeki yaşlı sayısı için yeterli düzeyde bakım yurdunun olmayacağı tahmin ediliyor. Ülkemizdeki yaşam standardının gitgide yükselmesi ve insanın yaşam süresinin uzaması, ülkemizde yaşlı sayısının 10 yıl içinde hızla artacağını ortaya koyuyor. Uzmanlar bu konuda gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini ve yaşlı bakımının aynı zamanda bakıcılar tarafından da üstlenilmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu amaçla ülkemizde son beş yıldır var olan sağlık meslek yüksek okullarına bağlı yaşlı bakımı bölümlerinin bulunması bu işi daha profesyonel hale getirmeyi amaçlıyor. Bakıcılara duyulan ihtiyacın artması ile birlikte sizler de yaşlı yakınlarınızı bu konuda uzmanlaşmış bakıcılara emanet edebileceksiniz.

Yaşlı bakıcılığının ihtiyaçlar doğrultusunda gelecekte daha çok tercih edilen bir meslek olacağını, yaşlı bakımının devlet üzerindeki yükünün özel sektöre daha çok kaydırılması gerekeceğini tahmin ediyoruz. Eğer sizler de yaşlı bakımına ihtiyaç duyan bir aileyseniz, güncel şartlara paralel olarak yaşlı yakınınızı bir bakıcıya emanet etmeyi daha çok düşünebilirsiniz. İçinizi daha da çok rahatlatacak bu süreç, aynı zamanda sizin daha profesyonel bakıcılarla buluşmanızı sağlayacaktır. Eğer yaşlı bakımıyla ilgilenen bir bakıcıysanız, bu konuda kendinizi daha çok geliştirerek işinizin gelecek beş yılın favori mesleklerinden biri olacağını unutmamalısınız…

3 Nisan 2014 Perşembe

Bakıcımın pasaportu bende durabilir mi?



"Ne kadar da geliştik" dediğimiz modern zamanlarda yaşadığımızı iddia ettiğimiz şu günlerde, pek çok insan,  iş yaşamlarında farklı pek çok olumsuz durumla karşı karşıya kalıyor. Bazen bilerek karşısındaki insanı köleleştiren art niyetli insanların yanında, bazen de iyi niyetle yanında çalışacak kişiye güvenmenin bir yolu olarak seçilen pasaporta el koyarak çalıştırma, ne yazık ki yabancı uyruklu bakıcıların sıklıkla karşılaştıkları bir durum. Bakıcılık sektöründe farklı uyruklardan gelen pek çok bakıcının ailelerle buluşmasına yardımcı olan bacıkalfa.com olarak, hem aileleri hem de bakıcıları bu konuda daha dikkatli olmaları için uyarmak istedik.

Genellikle ülkemizde pasaportuna el konulup çalıştırılan kişilerin özelikle fuhuş için çalıştırılan insanlar olduğuna dair bir kanı var olsa da, aslında durum çok daha farklı. Bu tür bir işi seçmek yerine namusları, emekleri ve onurlarıyla çalışmak isteyen farklı işlere sahip pek çok insan, kendini pasaportuna el konulmuş bir durumda buluyor.

Şunu bilmelisiniz ki pasaporta el koyarak çalıştırma, aslında izinsiz çalıştırmayı da beraberinde getirdiği için yasal bir suç. Kökenine bakıldığında toplumsal bir dönüşümün sonucu olarak ülkemizde kaçak çalıştırılan kişi sayısında ciddi bir artış bulunuyor. Dünya ölçeğinde meydana gelen olaylar, yakın komşu ülkelerin siyasi problemleri ve sermayeyi kendi ülkesinde bulamayan insanlar farklı imkanlar nedeniyle ülkemize çalışmak için geliyorlar. Güncel olarak ülkemizde hemen hemen 1 milyona yakın göçmen işçi bulunuyor ve göçmenler pek çok farklı sektörde çalışıyorlar. Elbette ki, erkeklerle kadınların yer aldığı sektörler arasında farklılıklar mevcut. Ülkemizde bu şekilde çalışan kadınların büyük bir miktarı ise bakıcılık ve ev işleri yardımcılığı yapıyorlar. 

Aileler tarafından yasal çalışma izniyle çalıştırılan bakıcılar için, çalışma izni süresince eğer ücretini düzenli alabiliyor ve geliştirilen koşullar bireyi tatmin ediyorsa, aslında onlar için avantajlı bir hal alabiliyor. Çünkü kendi ülkelerinde koşullar nedeniyle dolaplarda bekleyen diplomaları burada onların para kazanmalarının anahtarı olabiliyor. Örneğin; çocuk gelişimi, pedagoji ya da hemşirelik mezunu bayanların ülkemizde bakıcılığı daha çok tercih ettikleri bir gerçek. Ancak bazı aileler çalışanın sağlıklı koşullarda çalışmasını engelleyen bir takım olumsuz yöntemleri seçerek, bireyin kişilik haklarına müdahale ediyor. Şüphesiz ki "pasaporta el koyma" kavramının altında bakıcıyı % 100 suistimal etme amacı bulunmuyor. Bu yöntemi seçen ailelere yönelttiğimiz sorular bize, aslında ailelerin masum bir güven problemi nedeniyle bu yola başvurduklarını ortaya koyuyor.

Peki; bir aile neden yabancı bakıcıları tercih edip, pasaporta el koyarak çalıştırıyor? Aslında neden o kadar da karmaşık değil… Aileler zaten bakıcı bulma sürecinde yabancı bir bakıcıya Türklere kıyasla daha önyargılı bakıyorlar. Ne yazık ki toplumumuz tarafından yabancı bakıcılar hakkında yalan yanlış bazı olumsuz etiketler ve inanışlar bulunuyor. Özellikle daha önce bu konuda olumsuz birkaç deneyimi olan aileler sebebiyle ortaya daha çok güvensizlik havası yayılıyor. Bakıcı arayan aileler arasında fısıltı gazetesi misali konuşulan, yabancı bakıcıların hırsızlık ve yasadışı şeylere daha çok yönelebileceği, kendi ülkelerinde para kazanamadıkları için sizi dolandırabileceği gibi yargılar sıklıkla karşılaşılan durumlar arasında. Kendileriyle görüştüğümüz aileler, inandıkları noktayı "Türk bir bakıcı beni dolandırsa bile bu ülkeden çıkamaz ama o istediği an gidebilir ve bu noktada hiçbir şey yapamam" şeklinde ifade ediyorlar. Bazı ebeveynler ise; bakıcılarının daha uzun süreli olmasını ve sık değişmesini istemedikleri, ve çocukların bakıcının ani gidişinden zarar görmemesi için bu yöntemi seçtiğini belirtiyor.

Aileler pasaportu çalışana çok fazla hissettirmeden "Sen pasaportunu bana ver, bende dursun" şeklinde ikna edip alarak güvensizliklerini bu şekilde gidermeye çalışıyorlar. Ancak bunu yaparak yasal bir suç içinde olduklarının farkında olmuyorlar. Aslında bu şekilde davranarak, pasaporta el koyarak zorla fuhuş yaptıran insanlardan farksız bir tutum içinde olduklarını fark edemiyorlar.

Bizler güven kurmak için bu tür yöntemlerin ötesinde karşılıklı iletişimin, sorunların birlikte konuşulup paylaşılmasının gerektiğine daha çok inanıyoruz. Toplumdaki yaygın kanıların her zaman haklı olmadığını, ailenizin bir üyesi gibi hissedebileceğiniz pek çok yabancı bakıcının bulunduğunu hatırlatmak isteriz. Çalışanınızın yasal haklarına müdahale olan böyle bir davranış yerine, bakıcı arayışlarınızı bacıkalfa.com gibi daha profesyonel aracılar ile işbirliğiyle yapmanızın sizi doğru insanlarla karşılaştırabileceğini bilmelisiniz.

Bakıcılarımıza da böyle bir durum karşısında dikkatli olmalarını, taleplerini daha fazla dile getirmelerini ve iş için çalışacakları aileleri daha profesyonel ortamlarda bulmalarını tavsiye ediyoruz.


25 Mart 2014 Salı

Fiziksel Engelli Bakımı




Bakıcılık işiyle uğraşan ve iş arayan biriyseniz, mutlaka iş yaşamınızın bir döneminde engelli bakımını yapıp yapamayacağınızı düşünmüşsünüzdür. Farklı ortamlarda sıkça karşılaşılan fiziksel engelli bakımı iş ilanları her bakıcı adayının karşısına çıkan iş imkanlarından biridir. Fakat pek çok bakıcının  bu iş söz konusu olduğunda kafasında bazı soru işaretleri uyanır ve normal özellikteki bir bireye bakıma göre bu işe daha çekimser yaklaşırlar. Bu durumun en büyük sebebi ise fiziksel engelli kişiyi hasta bir birey olarak kabul etmektir. Evet, bazı zihinsel ya da bedensel hastalıkların eşlik ettiği engellilik durumu olsa da, genel olarak engelli bir birey hasta değildir. Toplumdaki bu yanlış kanıya siz bakıcıların daha farklı gözle bakması ve engelli bir kişiyle de son derece keyifle çalışabileceğinizi göstermek amacıyla yazımızı sizler için derledik.

Engelli birey; fiziksel ya da zihinsel herhangi bir rahatsızlık nedeniyle, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte yetersiz kalan bireydir. Bu bireye bakım hizmeti vermeye duyulan gereksinim diğer kişilere kıyasla çok daha fazladır. Engelli bireyin bakımını toplumda daha çok bir aile üyesi üstlenmekte, genellikle de bu görev annelere düşmektedir. Ancak artık bakıcıların engelli bireylerin yaşamına dahil olmaları bir lüks olmaktan öte, ihtiyaç haline dönüşmüştür.

Elbette ki engelli bakımını diğer bebek ya da hasta bakımlarından ayırmak gerekir. Çünkü bakım hizmeti tek bir yardımla sınırla değildir, aynı zamanda ilaç ve hastalık takipleri, yıkanma, beslenme, kişisel temizlik, bireyin sosyal aktivitelerine yardımcı olma, onun yaşam düzenini koordine etme gibi pek çok öğeyi kapsar. Hal böyle olunca, bakıcının üstündeki sorumluluk daha fazla olacaktır. Engelli bakımı sadece eve gidip  işi yapıp, sonra oradan ayrılmak tarzında görülecek bir iş değildir. Engelli bakımı için aileler daha çok kendi evlerinde yatılı bir bakıcıyı tercih etmektedirler. Bu nedenle işiniz ailenin özel yaşamına daha çok  dahil olmanıza neden olur.

Peki, engelli bireye bakımı bakıcı mı yoksa bir aile üyesinin mi vermesi daha uygundur? Bu noktada ailelerin önemini yok sayamasak da, yapılan bazı araştırmalar bir bakıcının sürece dahil edilmesinin sayısız faydası olduğunu gösteriyor. Eğer aile üyesi devreye giriyorsa, engelliyle olan duygusal bağın artması, kendini güvende hissetme, kendine saygı duyma gibi olumlu psikolojik katkılar sağladığı şüphesiz; ancak bakım verenin aile yaşamını sekteye uğratan ve kişinin özel hayatını engelleyen bir özelliğe sahiptir. Bakım verenlerle yürütülen çalışmalar, bakım yükünün aile üyesini duygusal, sosyal, ekonomik pek çok zorluk altına soktuğunu ortaya çıkarmıştır. Kişisel yaşamına zaman ayıramayan bireyler, daha çok psikolojik sorun yaşarlar ve bunu engelli bireye de olumsuz olarak yansıtırlar. Bu açılar birlikte değerlendirildiğinde; bakıcı tarafından verilen, arada güçlü duygusal bağın olmadığı, ‘’objektif bakım verme’’ nin daha sağlıklı sonuç verdiği bir gerçektir.

Engelli bireylere bakıcılık konusunda özel bir kurs olmasa da, hasta bakımı üzerine alınabilecek kurslarda ve çeşitli eğitimlerde bu dalda etkinlik kazanmanızı sağlayacak pek çok yöntem öğrenebilirsiniz. Günümüzde bakıcılığa daha profesyonel gözle bakan aileler, engelli yakınları için bu dalda deneyimi olan, hemşire ya da hasta bakıcı gibi kişileri daha çok tercih ediyorlar. Eğer emekli hemşire ya da hasta bakıcıysanız bu işin sizin için ideal olabileceğine inanıyoruz. Ancak aileler bu tür hastaları taşıma, hareket ettirme ve kişisel ihtiyaçlarını karşılama gibi konularda  fiziksel gücün önemli olduğuna inandıkları için, daha genç yaşta bireyleri tercih ediyorlar. Biz hem deneyim hem de enerjinin  bu işte önemli iki öğe olduğuna inanıyoruz.

Eğer bir engelliye bakacaksanız, onun psikolojik durumuna karşı hazırlıklı olmalısınız. Engelli bireyler görünümleri ve sosyal içe çekilmişlikleri nedeniyle, agresif ve düşük özgüvene sahip olmaya yatkındırlar. Bakıcıları ilk aşamalarda hızlı kabullenmez ve aile üyelerini daha çok tercih ederler. Ancak onun psikolojik desteğini olumlu olarak beslediğiniz ve pozitif bir iletişim kurduğunuzda belki de size herkesten daha çok ihtiyaç duyacaktır. Bu konuda piyasada bulunan pek çok yayından ve internetteki makalelerden yardım alabilirsiniz.

Eğer engelli bakımını üstlenecekseniz bu iş konusunda toplumun yarattığı  tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve bakıma gerçekten ihtiyaç duyan birinin yaşamındaki değişimin bir parçası olun. Kendinizi bu konuda geliştirerek ve işinizi gerçekten severek yaptığınızda bu işin sizin için; ‘’bir insanın yaşamına sihirli değnekle dokunmak’’ gibi olduğunu göreceksiniz.

20 Mart 2014 Perşembe

Çocuklar Büyüyünce...




Dünyada ve ülkemizde yayınlanan ‘’dadı’’ dizilerini izlemişseniz, her bakıcının en büyük korkusunun çocuklar büyüdükçe kendilerine ihtiyaç duyulmayacağı olduğunu bilirsiniz. Çocuk daha çok küçük bir bebekken aileye katılan bakıcı, ailenin yıllarca en önemli yardımcısı ve bir üyesi olurken; çocuk büyüdüğünde artık veda zamanı geldiğini hissetmek her bakıcının içini burkan bir durumdur. Kimi bakıcılar ise aileden ayrılmak yerine evin farklı işlerini üstlenen bir yardımcı konumuna getirilmektedir. Her iki durumda da bir bakıcının iç dünyasını olumsuz etkileyen süreçler yaşanır ve bu süreçle baş etmek her iki tarafın olumlu tutumuna bağlıdır.

Uzmanların görüşlerine göre; bakıcılık diğer mesleklerden farklı bir doğaya sahip ve ayrılmanın bireyde bıraktığı olumsuz etkinin kökeninde bu yatıyor. İçine kendinden çok şey katan, uzun süre emek verdiği bir sanat eserini bir başkasına satarken içini garip bir duygu saran bir ressam gibi, bir bakıcı için de çocuk aslında üstünde emeği olan bir sanat yapıtı gibidir. Bakıcıların bir çocuğun yaşamındaki etkileri ve harcadıkları emek düşünülürse, bu durumun ne kadar zor olabileceği anlaşılabilir. Özellikle sık bakıcı değiştirmeyen ve uzun yıllar aileyle yaşamış bakıcılar bu sorunu daha çok yaşarlar. 

Eğer bir bakıcıyla yolları ayırma zamanı artık geldiyse, atılması gereken bazı adımlar vardır. Bunlardan ilki, bu kararın bakıcıya işten ayrılmasından en az birkaç ay önce söylenmesidir. Bu adım hem bakıcının sürece alışmasını, hem de yeni iş imkanlarını araştırmasını sağlayacaktır. Onunla konuşurken verdiği emek ve destek için minnettar olduğunuzu ifade etmek, onunla geçirdiğiniz sürecin çocuk ve aile için önemini aktarmak, bakıcının işten ayrılırken daha özgüvenli ve içi rahat şekilde ayrılmasını sağlayacaktır. Çünkü insanlar yaptıkları işin takdir edildiğini duyduklarında daha güçlü duygusal tatmin yaşarlar. Toplumumuzda birçok aile çocukları büyüdüğünde de eski bakıcıları ile çocuğun bağını korumakta ve bakıcıyla görüşmeye devam etmektedirler. Biz de bu sürecin hem çocuk hem bakıcı açısından olumlu olacağına inanıyoruz. Aynı zamanda bakıcınıza yeni bir iş bulmada yardımcı olmanız da güzel bir adım olacaktır.

Eğer evinizde artık bakıcı yerine bir yardımcıya ihtiyacınız varsa, size tavsiyemiz bu kişinin bakıcınız olmamasına özen göstermeniz. Bakıcınızı işten çıkarmak yerine ona ev işlerine yardımcı olarak işe devam etmeyi önermek, ailelerin sıkça tercih ettikleri bir durumdur. Arada kurulan güven bağının gücü nedeniyle hak verdiğimiz bu tutum, aslında farklı zorlukları da beraberinde getirebilir. Özellikle çocuğunuz tarafından hep bakıcı olarak görülen kişinin, bir anda sadece ev işleriyle ilgileniyor olması hangi rolde konumlandırılacağı konusunda sorunlara neden olabilir. Anne-baba olarak siz de ondan beklentileriniz konusunda kararsız olabilir ve kafa karışıklığı yaşayabilirsiniz. Üstelik bakıcılıkta çok başarılı olan biri, ev işi yardımcısı olarak aynı başarıyı göstermeyebilir. Çünkü toplumumuzda birbirine çok yakın algılanan işler de olsalar, aslında bakıcılık çok ayrı bir meslektir ve içinde farklı pek çok öğe taşımaktadır. Ancak aslında bu durumdan en çok etkilenecek kişi yine bakıcınızdır. Çünkü kendini ailede bakıcı olarak kabullenen biri olarak bir anda rollerin değişmesi kendini kötü hissetmesine neden olur. İş tanımını tam olarak yapamayıp, bazen çocuklara ilişkin alanlara da müdahil olmayı isteyebilir. Bu durumun getireceği sorunları tahmin etmek hepimiz için hiç de zor olmasa gerek.

İşte biz tüm bu nedenlerle diyoruz ki, eski bakıcınız yeni yardımcınız olmasın. Bunun yerine onunla sevgi ve saygı çerçevesinde el sıkışıp, ev işleri için yeni bir yardımcı arayışına girmeniz daha sağlıklı bir yol olacaktır. Çocuğunuz ve sizin için emektar bir dost olarak görebileceğiniz bakıcınız, bırakın o yerinde dursun ve siz yeni bir başlangıca yönelin.

11 Mart 2014 Salı

"Güvenmek güzeldir, ancak kontrol etmek daha güzeldir."


Siz de bu Alman atasözüne katılardansanız; yaşamınızda birçok şeye karşı geliştirdiğiniz kontrol etme güdüsü en değerli varlığınız söz konusu olunca daha bir hayatınıza işlemeye başlar. Genellikle çocuğa yönelik kaygıların daha çok anneler tarafından yaşandığı bilinse de, bakıcıya güven duyma genellikle tüm babaların da kafasını kurcalayan bir konudur. Babalığın toplumsal roller içinde koruma, kollama ve ailenin direği olma gibi anlamları olduğu düşünülürse; babaların çocuklarını koruma konusunda tedbirler alma arzuları anlaşılır bir durumdur. Evet, ister anne ister baba olun, elbette ki çocuklarınızı tanımadığınız birine emanet edip giderken içinizin rahat olmaması son derece normal. Güvenip güvenmeme konusunda yaşadığınız gelgitler anlaşılabilir, ancak anahtar nokta bu gelgitlerin düzeyinin ne olduğudur. Bakıcınıza ortada hiçbir neden yokken mi, yoksa belli başlı sinyalleri aldığınızda mı güvenmiyorsunuz? Ya da güvenmediğiniz bir bakıcıyı kontrol ederken hangi metodları seçiyorsunuz?

Kontrol etmek demek; sadece eve kameralar yerleştirmek, bakıcının hiç ummadığı bir anda eve baskın yapmak demek değildir. Birçok anne-baba bakıcıyla araya negatif bir ilişki sokan bu tür yöntemleri çocuklarını korumak olarak algılarlar ve ilk akla gelen çözüm yolunu bu şekilde görürler. Aslında bakıcıyı kontrol etmenin yolu öncelikle çocuğu kontrol etmekten geçmektedir. Eğer iyi bir gözlemci olur ve çocuğunuzun değişen davranış patternlerini, sözel ve duygusal tepkilerini iyi takip ederseniz, kameralara sarılmanıza gerek kalmadan sorunu tespit edebilirsiniz. Eğer çocuğunuz bakıcısını her gördüğünde gülümsüyorsa, onunlayken sizden ayrıldığında üst düzey ağlama tepkileri göstermiyorsa, uyku, yemek ve oyun düzeninde ani değişimler yoksa, aslında korkulacak bir durum olmadığını bilmelisiniz. Eğer bebeğiniz bakıcınızla birlikte olmayı ısrarla istemiyorsa, ağlama, kaygı belirtileri gösteriyorsa, gece uykularından korkuyla uyanıyorsa, özel olarak bakıcıya ilişkin korkuları varsa ve ani içe dönme yaşıyorsa, bilin ki bazı tehlike sinyalleri çalıyor olabilir. İşte kamera ya da ses kaydı gibi yöntemlere ancak böyle bir aşamadaysanız karar verebilirsiniz.

Akla gelen ilk çözümün karşınızdaki insana güvenmemek ya da onun kişilik haklarına, özel hayatına müdahale eden bir yöntemi seçmek olduğunu düşünmek, insanın kendi iç huzuru açısından da negatif bir etki yaratacaktır. Aslında tarihsel sürece baktığımızda doğamız gereği insanlara güvenmeyi tercih etmeye programlandığımız ve ancak tehlike anlarında karşı saldırıya geçtiğimiz ortaya konmuş bilimsel bir gerçektir. Fakat insanlık olarak oluşturduğumuz değişen yaşam koşulları ve yaşamdan öğrendiklerimiz, bize birbirimize karşı güven duymamayı öğretmiştir. Ne yazık ki tanımadığımız herkese karşı güvensizlik ve kaygıyla bakmaya alıştığımız bir yüzyılda yaşamaktayız. Bu kötü gerçeğe rağmen bir bakıcıya karşı daha empatiyle yaklaşmak ve her hareketinin altında bir şey aramamanın siz aileler tarafından başarılabileceğine inanıyoruz.

Şüphe uyandıran durumlarda illa ki bakıcınızı kontrol etmek isterseniz; bunu yaparken ondan gizli yapmanın dışında, ona haber vererek ‘’Ben son günlerde çocuğumda bazı değişimler görüyorum, bunun nedenlerini merak ediyorum ve evde bir kamera olması, bana onun davranışlarını gözlemlememde yardımcı olabilir’’ şeklinde ifade etmeniz ya da bakıcı işe başlamadan önce evde kamera olacağını bilerek çalışmayı kabul etmesini ona söylemeniz de faydalı olabilir. Çünkü böyle bir durumu önceden bilen bir kişi davranışlarına otomatik olarak dikkat eder ve olumsuz davranışlarını keser. Çünkü kimse gizlice izlendiğini bilmek istemez ve bir nevi suç olan bu durum sizin için de problemlere yol açabilir.

Her durumda söylediğimiz güven ilişkisinin üzerinde bir kez daha durarak, kontrolü baskı ya da kusur bulma çabasıyla karıştırmamanızı öneriyoruz.

4 Mart 2014 Salı

Yeni Trend! Evcil Hayvan Bakıcılığı


Evcil hayvan bakıcılığı denilince aklınıza sadece Amerikan filmlerinde gördüğümüz, güzel ve düzgün yollarda beş-altı köpeği bir tasmada keyifle gezdiren bakıcılar gelmesin. Belki birçoğumuz için bilindik olmasa da, ülkemizde de evcil hayvan bakıcılığı yeni bakıcılık trendleri arasında. Bizler bakım hizmetlerini daha çoluk çocuğa, hastaya ve yaşlılara yönelik olarak algılıyoruz; çünkü bakıma ihtiyaç duyan ve ülkemizde yaygın olarak tercih edilen bakıcı kavramı bu yönde. Ancak özellikle son yıllarda metropol şehirlerindeki hızlı yaşam ve evde pet sahibi olmanın gitgide artmış olması, insanların evcil hayvanlarıyla düzenli olarak ilgilenecek birine ihtiyaç duymalarını kaçınılmaz kılıyor.

Menşeyi ABD olan pet bakıcılığı, gelişmiş ülkelerde hayvanlara en az insanlar kadar değer verilmesinden kaynaklı olarak, daha yaygın olarak görülüyor. Türkiye’de gelir seviyesi daha yüksek olan aileler tarafından ve bu nedenle de daha üst gelire sahip semtlerde tercih edilen evcil hayvan bakıcılığı, çalışan insanların en büyük tercihleri arasında. Bu tür bir iş yapmayı tercih eden bakıcı adayları için ise maddi olarak tatmin edici sonuçlar doğuruyor. Eğer siz de bu yeni ve farklı iş olanağı üzerinde düşünüyorsanız, size sunacağımız bu rehberden faydalanmanızı tavsiye ederiz.

Evcil hayvan bakıcılığını herkes yapabilir mi?
Evet, evcil hayvan bakıcılığı için özel bir kriterinizin bulunmasına yaş, eğitim ya da sertifika gibi ayrımlara ihtiyacınız yok. Ancak şunu belirtmeliyiz ki; en büyük önceliğiniz hayvanları seviyor olmanızdır. Çünkü sizi hayvanlarıyla vakit geçirmek için tercih eden aileler öncelikle sizin onları ne kadar seveceğinizle ilgileneceklerdir. Aynı zamanda bu işin biraz yorucu olduğunu da bilmenizde fayda var. Özellikle birkaç köpeği olan bir ailenin köpeklerini günde en az iki kez dışarı çıkaracağınız ve onlarla uzun geziler yapacağınızı düşünürsek, daha dinamik ve genç yapıda birinin bu işte daha başarılı olacağını söylemek mümkün. Ülkemizde ve dünyada bu işi daha çok üniversite öğrencileri tercih etmekte ve ek gelir elde etmektedirler.

Peki, evcil hayvan bakıcılığı neleri kapsıyor?
Evcil hayvan bakıcılığı dediğiniz zaman, akla ilk olarak hayvanları dışarı çıkarıp gezdirmek gelse de aslında bu iş oldukça kapsamlı. Eğer bu işi yapacaksanız, bazı ciddi sorumluluklara sahip olduğunuzu bilmelisiniz. Örneğin; hayvanın sağlığı, kullandığı ilaçlar, tuvaletinin temizlenmesi, veteriner takibi, yaralanma gibi acil durumlarda yapabilecekleriniz, yıkama, temizleme ve beslenme gibi pek çok alan işinize dahil olabilir. Bazı kişiler ise sizin sadece hayvanınızla vakit geçirip gezdirmenizi de tercih edebilirler. Bu konu işvereninizle aranızda kararlaştıracağınız bir nokta olmalıdır.

Evcil hayvan bakıcısı olmam için eğitim ya da sertifika almak zorunda mıyım?
Hayır, böyle bir zorunluluğunuz yok . Ancak bu konuda var olan çeşitli eğitimler bulunuyor. İstanbul’da İSMEK ve bazı bölgelerdeki halk eğitim kurslarında bu tür sertifikalı eğitimler veriliyor. Genellikle 30-40 saat civarında süren bu tür kurslar temel bakım becerileri, sağlık ve acil müdahale gibi konuları kapsıyor. 

Peki, bu işe karar verirsem nasıl iş bulabilirim?
İnternet üzerinden danışmanlık şirketleri ve bacıkalfa.com gibi siteler vasıtasıyla bu konuda düşen pek çok ilana ulaşmanız mümkün. İlanlar genellikle büyükşehirleri kapsamakta olup, farklı kentlerde de ara sıra karşılaşabileceğiniz ilanlar mutlaka olacaktır.

Daha önce çocuk bakıcılığı yaptım, böyle bir işte zorlanır mıyım?
Size belirtmeliyiz ki; çocuk bakıcılığı ya da çeşitli bakıcılık hizmetleri yaptığınız zaman, ‘’Ben bu işi de rahatlıkla yaparım’’ gibi bir algıya kapılmanız yanlış olacaktır. Çünkü bu işlerin her biri birbirinden çok farklı alanlardır. Pet bakımının çok ayrı nitelikleri vardır ve asla çocuk bakıcılığıyla bir tutulmaması gerekmektedir. Eğer hayvanları seviyor ve bu konuda sorumluluk alabileceğinize inanıyorsanız, bu iş sizin için son derece keyifli olacaktır.

Evcil hayvan bakıcılığından ne kadar para kazanabilirim?
Evcil hayvan bakımı saatlik ya da aylık olarak ücret alabileceğiniz bir iştir. Eğer sadece bir kişinin köpeğini gezdirecekseniz, saat başına size 30-40 TL civarı bir ücret ödeyebilir. Ancak bir hayvanın tüm sorumluluğunu üstlenerek çalışıyorsanız, bu durumda alacağınız ücret maaş şeklinde ortalama 500-1.250 TL arasında olmaktadır.

Bizler bakım hizmetleriyle profesyonel olarak ilgilenen bacıkalfa.com olarak, pet bakımını günümüzün trendi ve geleceğin favori işlerinden olarak görüyoruz. Bu işte yapacağınız araştırmalarda size destek olarak, size keyifli bir işe kavuşma imkanı sunmayı hedefliyoruz.




27 Şubat 2014 Perşembe

Bakıcılar İçin İştahsız Çocuklarla Baş Etme Yolları



0-6 yaş arası çocuklarda en sık karşılaşılan problemler listesi uyku problemleri, kıskançlık, şiddet tepkileri, sosyal uyum ve yeme problemleri gibi öğelerin bir araya geldiği oldukça kabarık bir liste. Ancak uzman görüşlerine göre yeme problemleri, bu listenin en üst bölümünde yer alıyor. Anne babaların bu yaş grubundaki çocuklarıyla ilişkin en sık kaygı duyduğu konu genellikle yeme problemi oluyor ve eğer siz bakıcılar da böyle bir çocuğun bakımını üstleniyorsanız; yeme sorunu sizin için de son derece büyük bir soruna dönüşüyor.

Yeme problemi aslında bakıcısı olan ailelerde daha büyük bir sorun ihtiva ediyor. Çünkü küçük yaştaki bir çocuğun doğası gereği oluşabilecek yeme isteksizliği, bazı ailelerde bakıcının olumsuz tutumları ya da yemek yedirmekteki başarısızlığına atfedilebiliyor. Bakıcıların gün boyunca yanında bulunmayan aile üyeleri, bu konuda suçlayıcı ya da güvensiz bir tutum içine girebiliyorlar. Ancak buradan tüm ailelere, bu durumun bakıcılardan değil çocuklardan kaynaklandığını belirtmek istiyoruz. Küçük yaştaki çoğu çocuk bu sorunu yaşar ve bunun altında her zaman organik ya da psikolojik bir sorun yatmayabilir.

Peki, tüm bu yorumlamaların içinde iştahsız bir çocuğun sorununun kaygı duyulacak düzeyde olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Eğer 0-6 yaş arasında bir çocukla ilgileniyorsanız, onda yemek yemeye karşı isteğin çok fazla olmaması normaldir. Bir an için kendinizi o kadar küçük olarak hayal edin ve kendi çocukluğunuza geri dönün. O yaştayken sizin de yemek yemek istemediğinizi eminiz ki hatırlıyorsunuzdur. Bedeniniz ve mideniz o kadar küçükken yiyeceğiniz miktar da elbette ki az olacaktır. Üstelik yemekten hoşlanacağınız şeyler; görselliği yüksek ve besin değerinden çok, tadına göre arzu edeceğiniz şeyler olacaktır. Eğer baktığınız çocuk 8-12 yaş aralığında ise ve üst düzey bir yemek problemi varsa, işte o zaman bu konuda mutlaka bir uzmana danışmakta fayda vardır. Çünkü bu yaşlardaki yeme isteksizliğinin altında daha farklı sorunlar yatabilir.

Diyetisyenlerin görüşlerine göre 5-6 yaşındaki bir çocuğun midesinin büyüklüğü bir kase çorbayla aynı cc düzeyindedir. Yani onlar bir kase çorbayla bile doyacak boyuttadır ve onların görüşleri bizim sandığımızın aksine, besinlerden aldıkları değerlerin bedenleri için yeterli düzeyde olduğu yönündedir. Öyleyse bir çocuk yemek yemiyor ve sizi bu konuda gerçekten zorluyorsa, kaygı duymadan gerekli birkaç adımı atarak sorunu çözebilirsiniz.

Aşırı ısrar etmeyin!
Yemek yemeyi istemeyen bir çocuğa en son yapılacak şey; ısrarcı olmak ve ona bunu sürekli hatırlatmaktır. Bu onda daha çok baskı yaratabilir ve isteksizliği artabilir. Unutmayın, siz ona hatırlatmadan önce karnı acıkan bir çocuk mutlaka size yemek yemek istediğini söyleyecektir. Burada önemli olan, onun ne kadar süredir aç olduğunun takibini iyi yapmanızdır.

Öncelikle doktora danışın!
Çocuğun yeme problemi olduğunu düşündüğünüzde, aileye bilgi vererek ilk olarak doktor muayenesine götürmelisiniz. Çünkü belki fizyolojik bir sorun bu sonucu doğurmuş olabilir. Küçük yaşta görülen bağırsak kurtları ve bazı mide problemleri de buna neden olabilir.

Çocuklara görselliği yüksek yemekler hazırlayın!
Çocuklar hiç sevmediği bir yemeği bile neşeli ve eğlenceli bir sunumla hazırlandığında, bir oyun gibi görerek severek yiyebilirler. Sebzelerin üzerine koyulacak şekilli yoğurt süslemeleri, peynirin üstüne yüz şeklinde koyulan domatesler gibi küçük ayrıntılar sizin için kurtarıcı olabilir.

Yemek hazırlamadan önce ona ne istediğini sorun!
Elbette ki hangi yemeyi yiyeceği konusunda her zaman kararı ona bırakmak doğru değildir. Ancak ona ne istediği sorulduğunda, yine de fikrinin önemsendiğini hissetmesi fayda sağlayacaktır. Eğer onun istediği şey sizinkiyle örtüşmezse, ona yeni önerinizi söyleyip, istediği yemek için daha sonraki bir tarihe plan yapın. Hatta bu konuda birlikte hazırlayacağınız eğlenceli bir çizelge tutmanız bile işinize yarayacaktır.

Az ve sık beslenme düzeni oluşturun!
Çocuklar bir seferde tabağında çok fazla yiyecek göreceği şekilde hazırlanmış doygun bir yemek yemek istemeyecektir. O nedenle onlar için küçük renkli tabaklar hazırlayıp, tabağına az ölçüde yemek koymanız iştahını daha da artıracaktır. Yemek aralarını açarak acıkacağını dününseniz de, bir seferde büyük miktarda bir yemek görmeyi istemeyeceğini bilmelisiniz.

Sağlıklı beslendiğinde edindiği sonuçları ödüllendirin!
Bu yaşta büyüdüğünü görmek çocuklar için en önemli konular arasındadır. Bu konuda arkadaşlarıyla kıyaslamalar yapmak da en çok konuştukları konular arasındadır. O nedenle evde duvara asacağınız boy çizelgesi ya da tartıyla beslendikçe boyunun ne kadar arttığı ve kilosu hakkında geri bildirim verilip, küçük hediyeler alınabilir.

Süt problemi üzerinde çok durmak yerine, sütü keyifli hale getirin!
Süt içirmek bakıcı ve annelerin en büyük ısrar konuları arasındadır. Bu nedenle sütü daha keyifli hale getirmeniz için bazı yöntemler izleyebilirsiniz. Sütün konulduğu bardağın süslü ve ona özel hazırlanması, sütün içine çeşitli meyvelerin katılması süt isteğini artıracaktır.

Bakıcılar olarak yemek yedirme konusundaki sorunlarınıza önerdiğimiz yöntemlerin faydalı olmasını diliyor, bu yöntemler rehberliğinde sizin hazırladığınız yiyeceklerden keyif alan çocuklarla olacağınıza inanıyoruz…